08 Ağu08

Sabah kalktım. Elimi yüzümü yıkadım. Kahvaltımı yaptım. Dişimi fırçaladım. Ödevimi yaptım :P

Neyse işte sabah 5′e doğru kalktım ben. O kadar erken kalkınca da psikolojim bozuldu zaten. Tuvalette 15 dk geçirdim ama bilmiyordum ki bu 15 dk yeterli olmayacak. Neyse işte arkadaş evden aldı beni. Bomboş caddelerden geçip otobüse bineceğimiz yere gittik. 6 gibi yola çıktık, 9′a doğru stadın oraya geldik. Günün en sevmediğim saatinde uykusuz ve aç bir halde ayakta durmaktan daha kötü ne olabilir diye düşünürken sabahki 15 dk’lık klozet faslının yetersiz olduğunu anladım :D “Neyse biraz daha tutarım..” diye düşünüp ilerledim. Ilgaz’la buluşucaktık GS Store’un orda, gayet sorunsuz bi şekilde kolaycacık gördük birbirimizi. Tokalaştık kaynaştık :P

Stadın kapılarına doğru ilerledik beraber, her yer son derece pisti, psikolojim biraz daha bozuldu. Daha gider gitmez sarhoş herifin tekiyle bir çocuğun yumruklaşmasına şahit olduk. Bağırsaklarımızın çağrısına daha fazla dayanamayan arkadaşım ve ben tuvalete gitmeye karar verdik. Çıktık oradan (Neden bu kadar ayrıntıya girdiysem) Simit Sarayı’nın tuvaletine gittik. Çok temiz tuvaletti çok rahat hallettik işimizi. Geri döndüğümüzde Ilgaz’ları ve diğer arkadaşlarımı sıradan çıkarılmış halde tellerin dışında bulduk. Anlamadık neler olduğunu. Öyle çöktük yere ve beklemeye başladık.

Kaç saat geçti bilmiyorum, ayaklandık ve kapıya doğru ilerledik. İşte o kapının önündeki ufak mahşer meydanında hayatımın sabır deneyimini yaşadım. Sıcaklamış, susamış, aç, uykusuz bir halde o sıkışıklıkta sanırım 2.5 saatten fazla ayakta bekledik. Bırakın yere oturmayı, kımıldamaya bile yer yoktu. Su savaşı falan yapanlar vardı sinir oldum. Bir ara iş iyice çığrından çıktı, havada 2.5 litrelik bir kola şişesinin döne döne birinin kafasına indiğini gördüm gözümün ucuyla.

Neyse işte görevliler sonunda ebatları yaklaşık 2 nanometreye 1.5 pikometre olan kapıyı açtılar. Zar zor ilerleyerek kapının önüne geldik. Arkalardan biri güvenlik görevlisinin kafasına şişe atınca herif çıldırdı daldı kalabalığın arasına.

Sonunda içeri girdik. Konser alanı düşündüğümden daha güzeldi. 8 liraya uyduruk bir sosisli aldım, o kadar aç olmama rağmen yarısını yiyebildim düşünün. Ardından aldığım Fanta da sıcaktı. İçki içesim de yoktu hiç. Ilgaz’la stadı dolaştık biraz, Serhanların tribünün oraya gittik el salladık onlara. Sağolsunlar onlar da el salladılar :P Sonra sağ ön tarafa gittik ama alt gruplar çıktığında fark ettik oradan sesler bok gibi duyuluyor. The Sword’da baslardan başka bir şey duyamadık, Pentagram’da ben oradan koşarak uzaklaştım zaten gittim dinlendim biraz yere oturup. Down’da yine öne geçtik hatırladığım kadarıyla, sonra sesler duyulmuyo diye orta arkalara gitmeye karar verdik. Yarım saatlik çabaların ardından güzel bi yer bulduk konuşlandık oraya. Arkadaş grubumuz da 3e ayrılmıştı, biz Ilgaz’la ikimiz kalmıştık, diğerleri nerede bilmiyordum.

Neyse işte sonra hava karardı. Metallica’yı beklemeye koyulduk. Çok bekletti bizi kekolar ama coşkulu tribün seyircisi sağolsun Meksika dalgalarıyla, “Metalika oleeeey” gibi tezahüratlarıyla eğlendirdiler bizi.

Ve sonunda saha ışıkları kapandı, heyecandan gidiyordum oracıkta.  Ecstacy of Gold başladı, ardından Creeping Death. Kafa, boyun, kol hepsi havada uçuştu. For Whom The Bell Tolls başladığında kendimi kaybettim. Gözlerim de Master of Orion’u aramadı değil hani.. Sanitarium’un çalınacağını hiç tahmin etmemiştim, çok büyük sürpriz oldu benim için, en sevdiğim şarkılarından biriydi. En sabırsızlıkla beklediklerim Master of Puppets ve One’dı. İkisinde de kendimi şaşırdım. Ama ne yazık ki konser çok hızlı geçip gitti.

Sahadan sorunsuz bir şekilde (kalabalıkta bi sigaranın kolumu yakmasını saymazsak) ayrıldık. Dışarı çıkıp patlama haberini alınca bütün coşkum sıfırlandı. Serhan ve Eren’le görüştük biraz pek konuşamasak da. Bu konser de böylece bitti.

30 Tem08

Gaziyim

Saat 10:52'de Koren tarafından yazılmış

Özet geçiyorum

3 gündür heyecandan kafayı yedirten rüyalar , uykusuz geçen geceler sonunda o gün geldi ve çattı . Dünden ütülenen ”Ride the Lightning ” tişörtü giyilir , tuvalette 1.5 saat boyunca içini dökme çabaları verilir , kahvaltının yanında enerji içeceği içilirdi .Nelere kadirdin sen Metallica ? sen bir gruptan ötesin biliyormusun hocam ?

Sabah 6 gibi evden çıkıp doğru alana gittim , önceki geceden gelen gençler içkinin azizliğinden olucakki  iyi bir sidik kokusu yaymışlar ortaya sağolsunlar.İnceleyim biraz kapıları dedim serhana muhabirlik yapıcaktım daha , çoğu kapı girişlerini incelerken eski kız arkadaşlarımdan tut komşularının çocuklarına kadar herkesi gördüm .. Nelere kadirsin sen Metallica ? selamlaştım hepsiyle tek tek , hepsinde böyle muzaffer havası vardı ” içerim abi ben acımam ” havasında . Komikti gerçekten

Onur’ları beklemek için gs store’un önüne çöktüm , ayriyetten de deli gibi gelen tipleri inceliyorum . 2 tane türbanlı gördüm o arada , ne garipti yahu . Sabahtan gelmişler bide

( sanırım saat 9 ‘a geliyordu bu arada )  Onur’ları gördüm ufuktan hemen yanlarına gidip şöyle bir tanıştım diğer elemanlarla , hepsi cana yakın çok iyi insanlardı . Tanışma faslı bittikten sonra kapılar önünde kuyruğa eklendik , burada başladı aslında macera .

O sıralarda bile hatırı sayılır bir kalabalık beklemekteydi sırada . Yine beklenildiği gibi çok saçma bir şey oldu ve görevliler kuyruğun dışardan başlaması gerektiğini söyleyerek sırayı dağıttılar ( 4 gün önceden bile gelenler vardı içlerinde ) Lakin sinirler gerildi iyice  , çıkmayanlar oldu sıradan , burada insanlar iki gruba ayrıldı : Kapı önünde beklemeye devam edenler ve dışarıda tekrar sıra oluşturanlar. Biz biraz aptallık edip dışarıdaki sıraya katıldık

Sıra iyice uzamaya başlamıştı , kendini iyice gösteren güneşle birliktede kapılar açıldı ve içerideki grupla tekrardan birleşti sıra , lakin buna birleşmek mi yoksa hayvanlaşmak mı denir bilinmez. 4 saatimi buradaki curcunada harcayağımı hiç bir zaman tahmin edemezdim , ama öylede oldu ve su savaşlarına , görevlilerin bir seyirciyi deli gibi dövmesine , hiç tanımadığım bir kızın beline sarılıp tanışmam gibi şeyler de yaşandı bu anlarda . İçimden geçiriyorum ” Hele adam gibi de bir konser izleyemezsem , öfkemi neyden çıkaracağım ” …

Onur’un da böyle düşündüğüne eminim , .Hatta bir ara kolum 2 kişinin arasında kaldı , kan gitmedi ölücem zannettim .

Neyse uzunca bir çabadan sonra girildi alana , sahne tam da beklediğim şekildeydi tatmin olmuştum yeterince.Sahada Yiyecek ve içecek konusunda tıkındık biraz , alt gruplara gelince The Sword gerçekten iyi çaldı hatta en iyi alt gruptu o gün kanımca , Pentagram’la pek ilgilenmedim , Down’ın sahne şovu iyidi ama parçaları hoşuma gitmedi .

Biz bu arada onurla ses sistemini daha iyi algılayabilmek için  biraz gerilere ve orta taraflara doğru çekildik , iyi ki de yapmışız böyle bir şeyi konser rezil olmaktan kurtuldu nitekim .

Down sonrası meksika dalgaları ve ” ooo metalika oley ” tezahüratlarını hayatımın hiç bir evresinde unutamayacağım , bir seyirci bu kadar mı ateşli olabilir ? kesinlikle hayır , ah biz şu çılgınlar

Ve geri sayıl başlamıştı , yeşih sahalarda görmek istediğim hareketleri görmek istiyorduk . Hadi ulen hadi çıkın artık .Heyecandan kalpler çıkacaktı yerlerinden , yok böyle bir an , olmaz böyle bir an . Ve the ecstasy of gold’un o muhteşem armonisiyle . Ben o gün herşeyi unuttum , aklımda ne Türkiye’nin sorunları , ne de 1 hafta önce biten ilişki kaldı kafamda . Beni o hayal dünyasına tekrardan döndürdü bu armoni , ve an geldi

 

Creeping Death, Ride The lightning , For Whom The bells tools gibi nidalara geçildi . Ses çoktan travestiye dönmüştü bile , boyun kopma noktasına geldi , beden ” allah belanı versin ebemi … ” inlemeleri başlamıştı , aldırılmadı lakin .Kafaları kes ırza geç modunda konserin her şarkısında ayrı bir eğlendim. James her zamanki gibi grupta maestro rolündeydi , süperdi . Kirk bedenin oldukça yaşlandığı halde , sololarıyla tekrar öldürüp diriltti bizi alçak . Lars ; ibneliğini tekrardan gösterdi sağolsun : Istaaanbuolll gibi yavşakça bir söyleniş görmedim ben . Rob da bir ara ” Istambol sol mol gibi bir şeyler ” dedi . Hiç bişi anlamadım açıkçası ama James in bize secde eylemesi yetti ve arttı .  ( Konserle ilgili pek ayrıntıya girmiyorum , çünkü yazılarla anlatılamayacağını adım gibi biliyorum)

Çıkış oldukça kolay geçti bizim açımızdan hemen aralardan sıvışıverdik , ama onda telefonuma gelen güngören patlaması haberi tekrardan Türkiye gerçeğine döndürmekle kalmadı . Herkesin üzerinden keyfi , neşeyi kaçırdı . Kısadan hisse bütün duyguların yaşandığı bir gündü .

 

Ve evet Metallica gazi edip , yolladı evlerimize bizleri

 

 

30 Tem08

Bu adam

Saat 2:02'de Hosota tarafından yazılmış

Ben bir gün birisiyle tanıştım. Çoğu kişi severdi onu ben de sevdim. Sonra beni bir arkadaşıyla tanıştırdı. Adı Hüseyin’di ama daha karizmatik olduğu için Tolga’yı kullanırdı. Tolga onun 8-9 yıllık arkadaşıydı. Bu arada onun adı Mahmut idi. Uzun zaman sonra Mahmut başka bir şehire gittiği zaman Hüseyin bana onun yalancı olduğunu herşeyinin uydurma olduğunu.. Buluştuğumuz zaman “Saat 8 e kadar zamanım var” diyip 6′dan önce evde olmak için otobüs durağına koştuğunu, eğer 6′yı bir dakika bile geçse babasının onu sopayla dövdüğünü söyledi. Kendisini hep ezdiğini, bir gün Mahmut bir arkadaşıyla beraber okul çıkışında giderken onları peşlediğini, arkadaşını döverken Mahmut’un gittiğini görüp takip ettiğinde ise çimlerde ağladığını gördüğünü anlattı. “İnanmıyorsan Mahmut’a sor. Bakalım yalan diyebilcek mi” bunları Mahmut’a sorduğumda ise gülmekten karnına ağrılar girdiğini söyledi.. Ardından Hüseyin bunları Mahmut’a söylediğim için benimle kavga etmek istedi. Yeri ve zamanı söyledi.. Ama söylediği yer o kadar büyüktü ki belli bir noktasını söylemezse iki saat bile geçse onu bulamazdım. Gelmeyeceği daha başından belliydi.

Akşama msnde bana “Neden gelmedin lan göt” dedi. İşte Bu adam böyle bir adamdı..

30 Tem08

Döndüm dolaştım, benliğimi burda buldum. An itibariyle ilk entry (entry diyorum gaza geliyorum)mi girmekteyim. Şimdi soruyosunuzdur “Be yarram ilk yazın niye metalika?” diye. Şş, Metallica ilklerin grubudur öyle demeyin, özellikle Ali Samiyen’deyse, adamın götünden kan alırlar valla. Ulan normalde Türkçeye dikkat ederim, burda hiç sallamıyorum ne gelirse yazıyorum, daha rahatmış, boşuna kasmışız yıllarca. Böyle yıllarca diyince de karizmatik olunuyo’ ha. Görmüş geçirmiş gibi, geçirmiş, geçirilmiş gibi. Böyle de kelime oyunu yaparım. Neyse asıl mevzuya geleyim. Başlıktan anlaşılacağı üzere Metalikaya gittim, bunu sokakta bağıra bağıra söyleyebilirim görgüsüz gibi. Zaten bilekliği falan çıkarmadım, geziyorum hala öyle, millet bakıyo böyle dikkatli dikkatli, gaza geliyorum götüm kalkıyor. Giriş ızdırap gibiydi, Serhan efendi (saygılar :P) bizim işkence çektiğimiz dakikalarda oturup gazete okuyordu eminim bundan. :P Neyse ki girdik, öyle bi girdik ki o derece, bi’ daha çıkasımız gelmedi. Hayatımı değiştiren, tanıdığım ilk Metal grubunu canlı canlı gördükten sonra, hiç bir konserden zevk alabileceğimi sanmıyorum. Ulan bak ne yazayım onu da bilmiyorum, tıkandım kaldım, normalde çatır çatır yazan bi insanım. Bunları kimsenin okumayacağını bildiğim için bu kadar rahatım, kimsenin okumayacağını bilmeme rağmen neden yazıyorum? Onu bilmiyorum işte, eğer mantıklı bi sebep bulursam yazıcam. Valla bak. Şimdi bi’ de bitirmek lazım bu yazıyı, gerçi ne uğraşıcam bitirmek falan, zaten okumuyodu kimse dimi? He valla. Diğer saçma sapan yazılarımda buluşmak üzere (yazar burada kime sesleniyor?) selametle…

04 Nis08

öyle valla
dün gece bi oyun atim dedim
sonra derse otuyrurum
lan bi kötü yenildik ki
gaza geldim
dedim tamam bi oyun daha
bu sefer yeneriz
artk
yatarım
ya da çalışırım ben de
onda da yenildik mi a.q
canım bi sıkıldı
sonra oturdum bi saat ders çalıştım 3te yattım

sonra uyandım sabah yeniden uyudum uyandım yeniden uyudum
dedim sonra kalkayım ders bakayım biraz da lazım tabi
çalıştım falan
okula gitmek lazım sınav için bir de
çıktım gittim okula
sonra takvime bakayım da ne göreyim
meğer sınav yarınmış…

03 Nis08

yaşanılan bölgeye göre bu söz değişiklik göstermiştir belki. üniversiteye kapağı at gerisi kolay, gerisi elbet gelir, nasolsa biter tarzında sözlerdi bunlar hep. ana tema aynıydı tabi, üniversiteye girdikten sonra nasıl olsa okulun bir gün biteceği, önemli olanın öss’yi kazanmak olduğu teması vardı hep. kimileri hiç duymamıştır belki ama benim çok kez duyduğum bir cümleydi bu.
öss yılımdı bundan 3 yıl önce, 2005 öss’ye girdim. girerken de, çıktığımda da kaç puan gelirse gelsin tercih yapacağımı belirtiyordum. bunun en temel 2 nedeni 2006 öss’de sistemin değişecek olması ve fazladan 1 yıl daha öss derdi çekmek istememdi. lgs’de de (oks oldu şimdi), öss’de de doğru dürüst çalışmadım, ara ara ufak çaplı sorular çözdüm, gerisi dershane mershane. sınavlar için de hiç stres yapmadım ama beni en çok yiyip bitiren nokta üzerimdeki ders çalış baskısı ve kısıtlamalardı. e çalışmayan ve puanları çok iyi olan bir öğrenci olmadığım için de bunlara katlanmak zorundaydım ve sıkılıyordum elbette. neyse bu paragraf fazladan bilgi oldu sadece, konumuzla pek ilgisi yok.
aileler bir şekilde baskı kurmuşlardır elbette öss yıllarında çocuklarına. bunlar bir çok nedenden olabilir elbette; çocuğun iyiliği için, çevrede daha fazla prestij sahibi olmak için, daha fazla dershane parası ödememek için…vs. bu kurulan baskıların dışında bir de çocuğu motive etme amaçlı söylenen sözler de vardır. bu motive etme sözleri herkeste farklılık gösterir elbette. mesela bana öss’den sonra rahatsın, şurda bikaç ay düzgünce çalış, sonra zaten istediğin kadar gez toz eğlen, istediğin kadar televizyon izle, bilgisayar başında otur şeklinde oluyordu. üniversiteye girdikten sonra sanki kırk yılın başı ders çalışılacak, geri kalan zamanda sürekli gezilip eğlenilecek, istediğim herşey yapılacak diye lanse ediliyordu.
aylar geçti öss geçti, üniversiteye girildi. belki hazırlıkta doğru düzgün kitap yüzü açılmadı, gezildi eğlenildi. fakat 1. sınıftan sonrası böyle değildi elbette. kolay bir sınıftı aslında 1. sınıf ama hala o gezme psikolojisinden çıkılamadığı için sınav zamanları çok da iyi geçmedi, yaz okuluna kalındı, bir şeyler oldu bitti, yaz okulunda alınan dersler geçildi ve “demek ki dönem içinde olmasa da yaz okulu da olsa bir şekilde ayarlanabiliyormuş” psikolojisi öne çıkmaya başladı. daha sonra 2. sınıf geldi, genel olarak aslında o da kolay bir sınıf olmasına rağmen yine gezme psikolojisinden çıkılamadığı için ve dersler biraz daha zorlaştığı için ortalama biraz daha düştü. 2. sınıfın 1. dönemi de bir şekilde sona erdi tabiki. bu sona eriş kısmında biraz uyanmaya başladım tabi, demek dönem içinde dersler çok da kötü olursa yaz okulunda kurtarmak o kadar da kolay olmayabilir, yol yakınken toparlayayım ben 2. dönem bir kısmını dedim. şimdilik çok da bir toparlama durumu olmasa da en azından daha fazla bilinçlendiğimi düşünüyorum. zamanla daha da fazla olabilir tabi bu.
üstteki paragrafta anlattığım, gezme psikolojisinin asıl nedeni “üniversiteye kapağı at gerisi kolay zaten, girersen nasolsa bitirirsin” düşüncesidir. aylarca bunu işittim ben, bu söz yüzünden hazırlık dahil 2,5 yıl boyunca nasolsa biter ya düşüncesiyle doğru düzgün kitap açmadım, gezdim tozdum hep. şimdi yavaş yavaş böyle olmadığını, asıl sorunun öss’den sonra başladığını keşfettim. (ve işin kötü yanı bundan sonraki 2 yıl boyunca asıl okkalı dersleri görecek olduğumu ve henüz aslında çıtır çerez gördüğümün de farkındayım) elbette daha rahatım, gezip tozuyorum eğleniyorum ama bunun yanında oturup bilinçli bir şekilde ders de çalışmam gerekiyor bunun daha yeni yeni farkına varıyorum ben. bunun da etkisinin “üniversiteye kapağı at gerisi kolay” düşüncesi etkisiyle öss’yi hayatın anlamı, herşeyin sonu ve başlangıcı tarzında lanse etmek olduğunu düşünüyorum.
tabi bu dediklerim kendi okuduğum bölüm için geçerli. kimi bölümler için bu daha zordur, kimisi ise yata yata geçer derslerini.
biraz dağınık anlattım ama kusuruma bakmayın lütfen.

03 Nis08

ikea reklamı - vidyo

Saat 22:53'de S-Ak tarafından yazılmış

komik, ikea mobilya reklamı

03 Nis08

koşu temalı komik nike reklamı

26 Mar08

AŞK

Saat 19:10'de OkYaNuS tarafından yazılmış

Baktığın her yüzde onu görmekmiş aşk..
Her ‘o sanıp’ da aldandığında
Yüreğine çöken hüzne alışmakmış..
Bir yerlerden sesini duyduğunda
İçine hücum eden sıcaklıkmış belki..
Var gücünle çabalasan da
Ondan uzak duramamakmış..
Aşk, bir anlığına görebilmek için
Tüm zamanları hesapsızca tüketebilmekmiş..
O farkında olmasa da
Varlığının bile destek vermesiymiş..
Huzuru, sükunetinde bulmak,
Mutluluğuyla mutlu olmakmış..
Gözlerine dalıp giderken
Sözlerini bir araya getirememekmiş aşk
Bir kez olsun dokunmasan da
Sıcaklığını en derinlerde hissetmekmiş
Sen hayatıma girdiğin
Ve seni böylesine sevdiğimde anladım..

DİLEK TURAN /07

26 Mar08

Pek sevgili günlük,
Acılar içinde olduğum şu anda seninle düşüncelerimi paylaşmak istemekteyim. Dün gerçekten dünya için fazla anormal bir insan olduğumu kabullenmek zorunda kaldım. Aslında acılar içinde olmamın sebebi bu değil, anormalliğimin az ya da çok zaten farkındaydım.

Her nereden beynime yerleşmişse oldum olası insanın her hareketinde bir şekilde mantıklı davranması gerektiğini düşünmüşümdür. Böylelikle hayvandan pek bir farklı olduğumuzu ortaya koyacağızdır. Tamam biliyorum şempanzeyle aramızdaki genetik farklılıklar taş çatlasa %1,5 ama yine de içgüdülere karşı koyabilme yeteneğine sahibiz, pek gelişmiş güzide beyin korteksi sağ olsun.

İşte bu naçizane gelişmişlik sayesinde de çocuk sahibi olmanın mantıksızlığını kavrayabileceğimize inanmışımdır. Zira insan evrimin bir sonraki aşamasında içgüdülerine karşı koymayı ve sadece fikirleriyle var olmayı seçecektir yine pek naçizane kanaatimce. Yani varlığını yeni insancıklarla değil de fikirlerle ölümsüzleştirecektir. Ne de olsa yazı icat edilmiştir çoktan.

Lakin gelin görün ki kazın ayağı öyle değildir. Her zaman benim gibi düşünenlerin herkesten önce evlenip çoluk çocuğa karıştığını; 18 yaşında bunları söylemenin kolay olduğunu, hatta 19 yaşında olduğumu ve çocuk gibi konuştuğumu; beni bir de 30’umda görmek istediklerini; efendime söyleyeyim hal böyle olsa Çin’in tek çocuk politikası uygulamak zorunda kalmayacağını iddia eden birkaç insan bulmak işten bile değil. Minik bir komünist olmakla suçlanmaktayım günlük. İşin en ironik tarafı da bu fikrimi sadece kadınlara karşı değil aynı zamanda erkeklere karşı savunuyor olmam. Meğer baba olmak isteyen ne çok insan varmış!

Bu radikal çocuk yapma karşıtlığım geçen sene bir İngilizce dersinde başladı. Avrupa kıtası hariç dünyanın hemen her yerinde aşırı bir nüfuslanma vardı ve 50 sene içerisinde bu nüfus bırakın petrolü ve suyu dünyacığımızın üzerindeki yaşam alanlarını tüketecekti. Bazı bilim adamlarına göre Tokyo’da insanlar bırakın başlarını sokacak bir ev bulmayı kutularda falan yaşamaya başlaycaklardı. Tarlalar apartman (ve fabrika) yapımı için yok ediliyor, dolayısıyla yiyecek elde etme imkanımız azalıyordu. Tüm bunlara rağmen nüfus hızla artmaya devam ediyordu. Çoğalıp duran insanlar ve azalıp duran kaynaklar! Küresel bir facia!

Ben de ‘aman bana benzeyen zırlak ancak sevimli bi’ yaratık oluşturayım’ diye bencilce düşünmektense küresel düşünmeyi tercih ederek, ‘eğer 30’uma geldiğimde çocuk da çocuk diye tutturursam gider bana benzeyen ve kanımın kaynadığı bi’ velet edinir ve vatana millete hayırlı bir iş yapmış olurum’ diye düşünmeye başladım. Zira çocukları sevmemizi korumamızı aman da aman diye şımartmamızı sağlayan serotonin her halükarda salgılanmakta. Son derece mantıklı olduğuna inandığım bu fikri bir senedir sürdürmekteyim. Ne kadar kararsız ve değişken olduğumu bildiğimden aynı fikri savunmayı bir senedir sürdürüyorsam, kendisinin gayet sağlam temellere dayanmakta olduğu iddia edilebilir.

Anormal olduğum gerçeğini kabullenişime gelince: Bu şekilde düşünmenin her insana mantıklı gelmeyeceğinin gayet farkındayım ve fikrin kişilik yapımla ilişkili olduğuna inanmadan edemiyorum. Gelin görün ki INTJ diye kodlanan bu kişilik yapısına insanların sadece %2’si sahip. Yani bütün INTJ’ler toplanıp çocuk yapmamaya karar verse bile dünyanın %98’i üreyip durmaya devam edeceğinden her şekilde yaşamsal kaynaklarımız tükenecek ve tez zamanda dünyacığımız bu yükü kaldıramaz duruma gelecektir. Yine de evlat edinsek anasız babasız veletleri, hayat bayram olsa, hı? (A)

Minik Bigo